"insanların büyük çoğunluğu, düşen bir yaprak gibidir, kapılıp gider rüzgarın önüne, havada süzülür, dönüp durur, sağa sola yalpalar yaparak iner yere. pek az kişi de vardır ki, yıldızlara benzer, belli bir yörüngede ilerler durur, hiçbir rüzgar varamaz yanlarına, kendi yasalarını ve izleyecekleri yolu kendi içlerinde taşırlar."

siddharta - herman hesse

3 notes, May 24, 2012

"levin’in malikanesinde bir kadınla bir erkek, yalnız ve hüzünlü iki insan karşılaşır. birbirlerinden hoşlanırlar ve hayatlarını gizlice birleştirmeyi arzu ederler.bunu birbirlerine söylemek için sadece yalnız kalabilecekleri bir fırsat çıkmasını beklemektedirler.sonunda bir gün, mantar toplamaya çıktıkları bir ormanda buluşurlar.heyecandan konuşamamaktadırlar, o anın geldiğini ve bunun kaçıp gitmesine izin vermemeleri gerektiğini bilmektedirler.uzun bir sessizlikten sonra kadın birden, “iradesinin dışında, elinde olmayarak” mantarlardan söz etmeye başlar. sonra gene sessizlik olur, erkek ilan-ı aşk etmek için sözcükler ararken, aşktan söz etmek yerine, “hiç beklenmedik br itkiyle” o da mantarlardan söz etmeye başlar. dönüş yolunda çaresizce ve umutsuzca, hala mantarlardan konuşmaktadırlar, çünkü asla, aşktan konuşamayacaklarını bilmektedirler."

anna karenina - lev tolstoy

1 note, May 10, 2012

"

Böyle birinin önüne bütün yeryüzü nimetlerini serin; mutluluk denizine, başı kaybolana, hatta suyun üstünden hava kabarcıkları çıkana kadar gömün; elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan, yalnızca uyuması, bal kaymak yemesi, bir de insan soyunun tükenmemesine çalışması için önüne bütün zenginlikleri yığın; bakın, bu insan salt nankörlüğü, rezilliği yüzünden başınıza ne püsküllü belalar açacaktır! Bal kaymağı gözü görmez; bile bile en zararlı, çıkarına en aykırı yaramazlıklar, saçmalıklar yapar. Bunun tek nedeni, akıllı uslu yaşayıştan bıkıp, tehlikelere doğru kanatlanan hayal gücünü her işine katmak istemesidir. Akıllara durgunluk veren hayallerini, en koyusundan ahmaklıklarını elden bırakmak istemez, çünkü (sanki pek gerekliymiş gibi) insanların piyano tuşu değil, hâlâ insan olduklarını kendi kendisine göstermeye çalışır…

…İnsanın bütün işi gücü, sanırım vida değil insan olduğunu her an kendi kendisine kanıtlamaktır. Bu uğurda başı belaya girecekmiş, gerekirse mağara adamına dönüşecekmiş, vız gelir ona…

"

yeraltından notlar - dostoyevski

1 note, May 9, 2012

sabah uyanıyorum
yataktan kalksam mı diye düşünüyorum.
hiç kalkacak gibi davranmayıp,
battaniyeyle açık yerlerimi örtmeye çabalıyorum.
bu şekilde yatakta dönüp dururken bir koku geliyor burnuma.
hemen tanıyorum.
tam nereden geliyor bilmiyorum.
kaybetmemek için yamuk duruşumu hiç bozmadan o kokuyu çekiyorum içime.

ama onu kaybetmemek için hiç çabalamadığımı düşünüyorum
onu sevdiğimi düşünüyorum, ama bir tek onu değil.
ona hiç “seni seviyorum” demediğimi düşünüyorum,

dışarı çıkıyorum,
bir yandan bileğim ve elimi koklayıp duruyorum
belki biraz o kalmıştır diye
benden adam olmaz diye düşünüyorum
çünkü yalnızca korkmuyorum, ödüm kopuyor.

5 notes, May 8, 2012

"kitap” derler bana. “sami” dillerde.
doğum yerim: doğa.
anam: doğa.
babam: insan. bir anlamda
bir başka anlamdaysa, onu ben yarattım.
bir maymunsuydu daha, ben olmasaydım.
o da beni yarattı. yazdı. ama yaktı da…"

din bu - turan dursun

6 notes, May 5, 2012

küçük bir insan olarak: yanlış kişiyle birlikte olmaktansa, doğrusunu seyretmeyi yeğliyorum; onu umutsuzca sevmeyi, ufacık şeylerin onu çağrıştırmasını, gölgesinin üstümden geçişini hissetmeye çalışmayı, onun haberi bile olmadan onu merak etmeyi, o bir şiirini sevdi diye nilgün marmara’nın şiir kitabını almayı istiyorum. başka nasıl yaşanır ki?

7 notes, May 3, 2012

Ergenliğim bitiyor. Bu sırada, moda dergileri kadınlık vadediyor. Daha topuklu, daha platform, daha gökdelen. Daha simli, daha feminen, daha fener alayı. Kişiliğimizin ezik yanlarını vatkalarla dikleştirmemizi öğütlüyor Vogue. Öyle de yapıyoruz. Vogue’un sözünden çıkacak değiliz ya Allah korusun. Hakkı var ki, bir süre sonra tam olması gerektiği gibi hissediyoruz. Düşük omuzlarımız vatkalı, ergen memelerimiz destekli ve ayaklarımız apartman topuklu. Hiç utanmıyoruz. İyi görünüyoruz.

Ergenliğim bitiyor. Bu sırada, moda dergileri kadınlık vadediyor. Daha topuklu, daha platform, daha gökdelen. Daha simli, daha feminen, daha fener alayı. Kişiliğimizin ezik yanlarını vatkalarla dikleştirmemizi öğütlüyor Vogue. Öyle de yapıyoruz. Vogue’un sözünden çıkacak değiliz ya Allah korusun. Hakkı var ki, bir süre sonra tam olması gerektiği gibi hissediyoruz. Düşük omuzlarımız vatkalı, ergen memelerimiz destekli ve ayaklarımız apartman topuklu. Hiç utanmıyoruz. İyi görünüyoruz.

(Source: misschihiro)

Reblogged from misschihiro, 29 notes, May 3, 2012

artık bittiğinde umut o özel kişi için,
insan ya hemen kendini teslim ediyor yabancı birine,
ya da hemen esir almak istiyor birini.
bahanesi de çok…

oysa her seferinde aynı yolu yürümesi gerektiğini bilmiyor sanki.

1 note, May 3, 2012

"

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu tokluğunu açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.

"

edip cansever

2 notes, May 2, 2012

"…ve yapacaksın
reddedilmeye ve en kötü olasılıklara rağmen
ve hayal edebildiğin her şeyden
daha güzel olacak o.
eğer deneyeceksen,
sonuna kadar git.
onun gibi başka bir his daha yok.
tanrılarla bir başına olacaksın
ve geceler ateş ile
parlayacak.
yap onu, yap onu, yap onu…"

salla zarları - charles bukowski

6 notes, April 21, 2012